15 Mayıs 2017 Pazartesi

SUÇUN İŞLENDİĞİ YER

Hareketin başka bir yerde yapılıp neticenin başka bir yerde meydana geldiği durumlarda suçun nerede işlenmiş olduğu sorunu karşımıza çıkıyor.  Bu tür suçlara mesafe suçları denir.
Hareket Teorisi (bulunulan yer teorisi): Suç hareketin yapıldığı yerde işlenmiş sayılır. Çünkü fail iradesini hareketi yaptığı yerde ortaya koymuştur. Neticenin başka bir yerde gerçekleşmiş olması failin etkisi alanında olmayabilir.
Netice Teorisi: Suç neticenin gerçekleştiği yerde işlenmiş sayılır. Hareket neticeden bağımsız düşünülemez zira  hareket tek başına bir önem taşımaz. Yasa koyucunun yasada belirttiği ihlal neticenin meydana geldiği yerde oluşur.
Karma Teori: İkisinin karışımı olarak düşünülebilir.  Örneğin; Fail Amerikadan Türkiyede oturan bir adama bombalı kutu postalayıp gönderse ve kutu izmir havaalanında iken bulunsa fail haerketi Amerika'da yapmış olsa bile neticenin Türkiyede gerçekleşeceğini düşündüğü için teşebbüs suçunun işlendiği yer olarak Erzurum kabul edilecektir.
Hukuk sistemimizde karma teori benmsenmiştir. (TCK 8.)
Genişletilmiş hareket teorisinde suçu oluşturan hareketler farklı yerlerde icra edilmişse bu hareketlerden en önemlisinin yapıldığı yer suçun işlendiği yer olarak kabul edilir.
Aralıksız ve yakın neticenin meydana geldiği yer teorisinde neticeye en yakın hareket nerede yapılmışsa suç orada işlenmiş kabul edilir.

14 Mayıs 2017 Pazar

CEZA HUKUKU İŞLENEMEZ SUÇ KAVRAMI

Failin işlemek isteyip ancak kullandığı araçların suçu işlemeye elverişsiz olması ya da suçun maddi konusunun bulunmaması durumunda ''işlenemez suç'' kavramı ortaya çıkar. Suça teşebbüsün ''elverişli hareket'' şartına benzer. (suça teşebbüs şartları: kast, icraya başlama, elverişli hareket, suçun tamamlanmaması) İşlenemez suç, hayal suç ile karıştırılmamalıdır. ''Hayal suç''ta var zannedilen suçun kanunda tanımı yoktur ancak işlenemez suçun tanımı yasada yapılmış fakat suç elverişsiz araç ve konunun yokluğu nedeniyle oluşamaz durumdadır.

İşlenemez Suç cezalandırılmalı mıdır?

-Subjetif teori: Suç kastı ortaya çıkmıştır. Neticenin kullanılan araçlar elverişli olduğu halde oluşmaması ile araçların elverişsiz olması olması sonucu oluşmaması arasında hiçbir fark yoktur.* Fail aracın elverişli olduğuna inanmıştır. Failin iradesi suç işlemeye yöneliktir ve cezalandırılmalıdır.
-Objektif teori: Failin sadece suç işleme kastına sahip olması hukuka aykırılığa sebep değildir. Hareketin yasada korunan değere zarar vermiş veya onu tehlikeye düşürmüş olması gerekir.

Benim fikrime göre; işlenemez suçta her ne kadar araç elverişsiz olsa ve konu bulunmasa bile suç işleme iradesi dış dünyaya yansır ve toplumu etkileyici bir hal alır. Teşebbüs cezası ile cezalandırmak yerinde olur. Doktrinde teşebbüs olmasa da en azından güvenlik tedbirleri alınmasında karar belirtenler çoğunluktadır.

Elverişsiz Araç
Subjektif Teori: Failin durumu göz önüne alınır. Keskin bir bıçak bir adamı yaralamak için elverişli kabul edilir. Ancak fail bıçağı tutmayı ve kullanmayı bilmiyorsa objektif olarak elverişli olan bıçak subjektif olarak elverişssizdir.
Objektif Teori: Failin kullandığı araç neticeyi asla meydana getiremeyecek düzeydeyse mutlak elverişsizdir. Örneğin; yüzünü yaralamak istediği kişiye kezzap yerine su atılması. Nispi elverişsizlikte ise araç istenen netice için uygundur ancak miktar, kullanış şekli vb. gibi şartlar oluşmamıştır. Örneğin etkili bir zehirle öldürmek isterken yanlışlıkla daha az etkili bir zehir kullanmak. Burada teşebbüs cezası uygulanır.

Konunun Yokluğu
Subjektif ve objektif teori aynen elverişsiz araç başlığında olduğu gibidir. Objektif teorinin mutlak yokluk yaklaşımına örnek olarak, ölmüş kişiyi zehirleyerek öldürmeye çalışmak verilebilir. Nispi yokluğa ise failin mağduru tuvalette sandığı için tuvalet kapısına ateş etmesi ancak mağdurun 5 dakika önce oradan ayrılmış olması örnek gösterilebilir. Aynı şekilde nispi yoklukta teşebbüs cezası verilmelidir.

23 Ekim 2016 Pazar

adalet benim hakkımı ezebilir mi



Yukarıdaki karikatürün bize anlatmak istediği mesaj ilk bakışta çok net. İnsanların neredeyse tamamı  karikatüre şu hikayeyle bakıyor:

Bir spor karşılaşması var, insanlara dağıtılan kutular var. Uzun boylu olanın boyu maçı kutu olmadan da izleyebilecek kadar uzun. Ortadaki bir kutuyla izleyebiliyor. En kısa boylu çocuksa en az iki kutu olmadan maçı izleyemiyor. YAPMAMIZ GEREKEN NE? dediğimizde karikatürün ikinci kısmına kendimizi, vicdanımızı çok yakın buluyoruz. Uzun boylu adamın kutusunu alıp, kısa boylu çocuğa vermeyi adalet olarak tanımlıyoruz.

PEKİ, ADALETİN TANIMI BU KADAR BASİT Mİ?
bunu yaparken sadece bir resim görüyoruz, bir hikaye yaratıyoruz ve adaletin bu olduğunu söylüyoruz. Hayat böyle mi?

Şimdi farklı bir hikaye yazalım bu karikatüre...
İnsanlar günler öncesinden bu spor müsabakasının heyecanını yaşıyor. Uzun boylu olan adam çok heyecanlıdır, herkese bir kutu dağıtılacağı ve bu kutuyla maçı çok net ve rahat bir şekilde izleyeceği için çok mutludur. Yerini günler öncesinden sevinçle ayırtmıştır. Kısa boylu adam da çok heyecanlıdır, izlemeyi çok ister. Ancak verilecek bir kutunun bile maçı görmesine yetmeyeceğini bilir ve üzülür. Buna rağmen evindeki televizyondan izlemeyi seçmek yerine günler öncesinden biletini alır.  Maç günü gelir ve herkes stadyumdadır. Uzun boylu adam tam istediği gibi net bir şekilde maçı izlerken, kısa boylu adam hiçbir şey göremeyip üzülmektedir. İşte tam o sırada bir polis (burada polis biz oluyoruz) bu durumun adaletli olmadığını söyleyip uzun boylu adamın altındaki kutuyu ona hiç sormadan alıyor ve kısa boylu adamın altına koyuyor.
(uzun boylu adam kutusunu kendi isteğiyle vermiyor)
Polis iyi olanı yapıyor, peki adalet iyi olanı yapmak mıdır?
Adalet birinin olanı diğerine verme hakkına sahip midir?

Bu karikatürü yorumlama biçimimiz bizim aslında kim olduğumuzla ilgili. Eğer hayatımızın herhangi bir döneminde önemli bir eksiklik ya da bir kayıp yaşadıysak kendimizi kısa boylu adam yerine koyup adaletin bize fayda sağlaması gerektiğine inanarak bir hikaye yaratıyoruz.
Peki, sizin olanı, kazandığınız bir şeyi bir başkası fayda sağlasın diye vermiyorsanız bu adaletsizlik mi oluyor?

Bu karikatüre binlerce hikaye yazabilirsiniz, kiminde uzun boylu adama adaletsizlik etmiş olursunuz, kiminde kısa boylu adama. Birine fayda sağlarken diğerinin faydasını azaltıyor, ya da hepsinin faydasını en aza indiriyor olabilirsiniz.

Peki, adaletli olan benim yazdığım hikayedir demek ne kadar adil olur?



21 Ekim 2016 Cuma

bu bir çoban mı, ajan mı?

Amerika'nın Afganistan'da talibana yoğun askeri harekatlar düzenlediği dönemde altı kişilik bir özel timin komutanısınız. Çok önemli bir görevdesiniz ve afganistan'da ıssız bir yere çok büyük bir gizlilikle yerleştiniz. Yerinizi kimsenin bilmemesi gerekiyor. Eğer taliban yerinizi öğrenirse ölürsünüz. O sırada orada koyunlarını otlatan bir çoban gördünüz. Çoban da sizi gördü. Çobanın durumunun ne olacağı konusunda oylama yapıldı ve kararı sizin oyunuz belirleyecek.

1- Çobanı öldürmeliyiz, yerimizi talibana bildirebilir.

2-Çobanın hiçbir suçu yok o sadece işini yapıyor, serbest bırakmalıyız.

(not: çobanı beraberinizde götüremezsiniz, çok gizli ve önemli bir operasyonda onu kontrol edemezsiniz. Çobanı bir yere bağlamanız onu açlıktan ve susuzluktan öldürecektir çünkü ıssız bir yerdesiniz.)


Siz, hangisine karar verdiniz?
Adil olan hangisi?


çobanı öldürmek kendi hayatınızı kurtarmak anlamına gelebilir ya da sadece suçsuz birini öldürmüş de olabilirsiniz.


Bu olay gerçekten yaşandı. Peki onlar neyi tercih etti ve sonunda ne oldu?

bunu da ben yazmayacağım buraya. kendiniz yazın arayın bulun KIRMIZI KANATLAR OPERASYONU.





- Adalet, Yapılması gereken doğru şey nedir? ''Michael Sandel''

20 Ekim 2016 Perşembe

seçmek zorunda kalsaydın

Bazen istemeden iki farklı yolun eşiğine geliriz ve birini mutlaka seçmemiz istenir. Kimimiz acı çekerek en faydalı olduğunu düşündüğü yolu seçer, kimimiz en az zararlı olanı ve bazıları gözlerini kapatır. Şimdi size gözlerinizi kapatma şansınızın olmadığı bir durumla karşı karşıya bırakıyorum...


Bir tramvaydasınız ve tramvayın vatmanı (tramvay sürücüsü) sizsiniz. Son süratle gidiyorsunuz ve sizin o saatte seferde olacağınızı tramvayın raylarının onarımında çalışan bütün işçiler biliyor. Aynı hızla biraz ilerlediğinizde o sırada orada olmaması gereken 10 işçinin rayların üzerinde çalıştığını farkettiniz. Tramvayın ulaştığı sürat nedeniyle durdurma şansınız yok. Tam o sırada normal geçiş güzergahınıza alternatif diğer bir yolu görüyorsunuz tek yapmanız gereken tramvayın yönünü sağa çevirmek. Ancak normalde geçiş güzergahınız olmayan o yolun üstünde  şişman iri yapılı bir adam görüyorsunuz. sadece bir adam. TRAMVAYIN YÖNÜNÜ SAĞA ÇEVİRİR MİYDİNİZ? ( o kadar hızlısınız ki hangi yolu seçerseniz seçin ölüm kaçınılmaz olacak)

-on kişi öleceğine bir kişi mi ölsün, on kişi o sırada orada olmamalıydı hepsinin canı cehenneme mi, ya da ben psikopatım ne olursa olsun on kişiyi ezerdim mi?


Hayat her zaman toz pembe seçenekler sunmaz ve öyle bir oyun oynar ki bize; neyi seçerseniz seç bir diğerinin pişmanlığını yaşarsınız. yukarıda öyle seçeneklerle karşılaştık ki, içimizdeki ses bize aynı durumu iki farklı cümleyle anlatarak bizi çaresiz bırakır:

-bir kişiyi öldürdüğünüzü değil, on kişiyi kurtardığınızı düşünün
-kendi hataları yüzünden orada olan işçileri değil de, hiçbir alakası olmayan suçsuz bir kişiyi öldürdüğünüzü düşünün. 

Şimdi başta bahsettiğim üçüncü seçenek yani gözlerinizi kapatma seçeneğini kullanabileceğiniz aynı olayın bir başka versiyonunu düşünün.

Vatman siz değilsiniz. Siz tramvayın geçeceği güzergah üstündeki bir köprüde yanınızda çok şişman iri yapılı bir adamla oturuyorsunuz. Tramvay son süratine ulaşmış geliyor, ve vatmanının o sırada içinde olmadığını fark ettiniz. Biraz ileride rayların onarımında çalışan on işçi gördünüz ve tramvay onların üstüne doğru geliyor. kurtulma şansları yok. ancak bir seçeneğiniz olduğunu fark ettiniz: eğer yanınızdaki adamı köprüden aşağıya yani tramvay yoluna iterseniz tramvay duracak on işçi kurtulacak sadece o adam ölecek. Adamı aşağıya iter miydiniz? Yoksa on kişinin ölmesini mi izlerdiniz?


''Adamı itmek çok acımasızca geldi diyorsanız bir küçük yumuşatma yapalım: Adam köprünün üzerindeki kapıya yaslanmış şekilde duruyor. Adamın düşmesi için tek yapmanız gereken kapının koluna sadece bir elinizle dokunup kapının açılmasını sağlamak.''


Adamın yerine kendinizi köprüden aşağıya atmak aklınıza geldi mi? gelmesin, çünkü tramvayı durduramayacak kadar zayıf olduğunuzu farkettiniz.

Aslında hikayenin birinci versiyonuyla ikinci versiyonu arasında çok fark yok, vicdanımız bize oynadığı oyunla iki durumun çok farklı olduğunu düşünmemizi istiyor. Halbuki cevaplar iki durumda da aynı:
1)Eğer faydacı yaklaşıp 10 kişi öleceğine 1 kişi ölsün derseniz iki durumda da 10 kişiyi kurtarabilirsiniz.
2)Eğer hiç alakası olmayan birini öldürmek doğru olmaz derseniz, iki durumda da 10 kişi ölür.


cevaplarınız, sizin kim olduğunuzu size biraz fısıldayacaktır.

diğer insanlar ne ara diğer oldu



Merhaba, burada okuyacağın ve göreceğin şeyler sana bir şey katmayacak olsaydı zamanımı bunlarla harcar mıydım? Ama buradaki yazıları hazırlarken öncelikli olarak sana bir şey katmayı değil, kendi bilgilerimi pekiştirmeyi amaçladım. Sen olsaydın önce başkalarını mı düşünecektin?

1-Kurak geçen bir mevsimin ardından şemsiyesiz bir şekilde kuvvetli bir yağmura yakalansaydın öfkelenmeyip, kaçacak bir yer aramayıp, o yağmuru dört gözle bekleyen bir çiftçiyi mi düşünecektin?


2-Bir koşu yarışında yarışı açık ara farkla kazansaydın, sevinç gözyaşları dökmeyip ya da kahkahalar atmayıp yarışı sonuncu bitiren rakibini mi düşünecektin?


Elbette düşünmeyecektin. Günlük hayatın hızlı akışı içinde başkalarını düşünmeye fırsatın (birkaç dilenciye 2-3 lira para vermek, birkaç arkadaşına gülücükler dağıtmak gibi şeyler dışında) olmadı, olmayacak. Unutmamalısın ki, bugün birinci olduğun yarışta sonuncuya uzattığın el her ne kadar senin elin olacaksa, karşılığında sonuncunun tebessümü de senin tebessümün olacaktır. Çünkü bugün birinci olduğun yarışta yarın sonunculuğun adayısın.

Bu saatten sonra bir çiftçi olamazsın tabi. Unutmamalısın ki, insanlar senin sevindiğin şeylere üzülüyor, kızıyor ve onlardan kaçıyorsa yalnızlığın kapısını aralayıp mutsuzluğun penceresinden bakmak zorunda kalacaksın dünyaya.


Sen olsaydın böyle yazmaz mıydın bu yazıyı? Bir de başka türlü deneyelim...


Merhaba, burada okuyacağın ve göreceğin şeyler sana bir şey katmayacak olsaydı zamanımı bunlarla harcar mıydım? Ama buradaki yazıları hazırlarken öncelikli olarak sana bir şey katmayı değil, kendi bilgilerimi pekiştirmeyi amaçladım. Sen olsaydın önce başkalarını mı düşünecektin?

1- Evsizsin, sokaktasın, yalnızsın. Yağmur yağmaya başladı. Hiçbir şeyin yok; palton şemsiyen...
Sokakta şemsiyeleriyle yağmurdan kaçmayan, yağmurla beraber gülen, kahkahalar atan, yürüyen insanlara kızmaya hakkın olduğunu mu düşünüyorsun?

  2- Bir koşu yarışındasın ve açık ara farkla sonuncu oldun. Sana gözünün ucuyla bile bakmayan birincinin sevincini kahkahalarını görünce ona kızmaya hakkın olduğunu mu düşünüyorsun?

Elbette düşüneceksin. Günlük hayatın hızlı akışı içinde başkalarının seni düşünmesi gerektiğini hep düşündün, düşüneceksin. Unutmamalısın ki, insanların hepsi bir tek insanla var oldu. Sen bütün insanlıksın, bütün insanlar senin içinde. Bugün sen başkalarını, düşünmek zorunda olmadığın anlarda bile düşünmeye çalışırsan yarın sen başkaları tarafından düşünüleceksin. Çünkü sen insanların tamamısın, çünkü insanların hepsi sadece sensin.